DUYURU

DKAB müfredatı yenilendiği için sitemizdeki bu dersle ilgili dokümanların eski olduğu bilinmelidir. Yeni güncel dosyalar zamanla eklenecektir.

Dilin Altındaki İnsan

musa2 Öğrenmenin yeri, zamanı, yaşı, başı yok demişler. Ne doğru söylemişler. Geçenlerde bir yolculuk sırasında kulak misafiri olduğum şu sözler bu yazıya ilham kaynağı oluverdi: “ İnsanın adamlığı dilinin altında gizlidir.”

            Gerçekten bu içi dolu ve anlamlı bir sözdü benim için. Daha önce duyduğum ve bildiğim halde sanki ilk defa duymuş gibiydim. Aynı anda aşağıdaki sözler de zihnimden sırayla geçiverdi:

            “Konuşmak zor zanaat öyleyse”,

            “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı”,

            “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.”,

            “Kurşun yarası geçer, dil yarası geçmez”

Ne insanlar vardır çevremizde de yıllarca arkadaşça ve dostça yaşamışsınızdır da; bir zaman, bir yerde, bir olay ve durum karşısında bir söz söyler ve biz irkiliriz, sarsılırız, adeta yıkılırız. Beynimizde çakan şimşekler, zihnimizde oluşan gürültüler kalbimizi de sarsar, kalbimiz kırılır da “tanıyamamışız, tanıyamamışız” diye hayıflanır dururuz. İşte tam da böyle bir durumda söylenecek sözdür bizimkisi. Adamlık için, kişinin insanlığının mikyası için bir test olmuştur bahsettiğimiz söz. İnsanlığının derecesini, ölçüsünü göstermiştir kişi.

Hani biz söz vardır: ” Bir kabın içinde ne varsa dışa o taşar.” Doldurdukça içindeki iyi/kötü şeyler dışa taşarak kendini belli eder. Süt dolu bir kaptan süt taşarken, içinde zehir barındıran bir kaptan taşacak olan da zehirden başka bir şey olmayacaktır. Adeta doldukça dışarı zehrini kusacaktır. İnsan da böyle. Kapalı bir kutu gibi. Bazen içinde ne olduğunu anlayabilmek bizce mümkün değil. Onu ancak yüce yaratıcımız Hz. Allah bilir. Ayeti kerimede de bu durumu şöyle açıklanmaktadır: “Siz bir şeyi açıklasanız da gizleseniz de şüphe yok ki, Allah her şeyi bilir.”(Ahzab, 54) Bizlere sır olan kişinin dilinin altını / iç dünyasını anlayabilmek için belki bazen yılların geçmesi gerekebilir. Adamlığını öğrenebileceğimiz ipucu dilinin altındakinin dışa taşmasıyla belirgin hale gelecektir.

Halbuki bizim İslam inancımız, dinimiz bu türdeki kişilikleri, onların tutum ve davranışlarını onaylamaz ve asla kabul etmez. Kişi inancında, ibadetinde, ahlakında ve hayatının tüm alanlarında dosdoğru olmalıdır. Nifak olmadan gerçek yüzünü göstermelidir. Amelinde riya olmadan ihlası yakalamalıdır. Konuşurken Yüce Kur’an’da buyrulduğu gibi “yumuşak söz “ söylemeli, efendimiz (s.a.v)’in duyurduğu gibi “ güzel söz sadakadır”ı ilke olarak benimsenmelidir.

Özetlersek dilimiz yani kullandığımız kelimeler düşüncemizi, duygularımızı, kişiliğimizi ve kimliğimizi ele verir. Kimliğimizi ihbar etmiş, iç dünyamızı ifşa etmiş oluruz. Bu nedenle içimizdeki hastalıklı hallerin düzeltilmesi önem arz eder. Dışımız ne kadar alımlı da olsa insana saygı getiren şeyler kişiliği, ahlakı ve karakteridir. İç dünyamız güzel oldukça dilimiz de güzellikleri yansıtacaktır. Hacı Bektaş Veli’ye ait şu söz bizim için burada oldukça manidardır. “ İçi pisliklerle dolu bir şişenin dışı ne kadar yıkanırsa yıkansın o şişe yine pis sayılır.”

Kaybetmememiz gereken tek şey insanlığımızdır.

Onu kaybeden, aslında her şeyini kaybetmiş demektir.


16.07.2013

Musa AYDOĞDU

www.musaaydogdu.net

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

En Kutlu Doğum
En Kutlu Doğum

("Seninle aynı asırda bulunamadığım için üzgünüm ey Muhammed ! İnsanlık senin gibi bir şahsiyeti bir daha göremeyecektir" Bismarck) Zaman öylesine akıp gidiyordu. Bu gidişin tam yerinde, orda, zamanın son ortasında, o kutsal mekânda bir doğum gerçekleşiyordu. Tarih 20 Nisan 571’i gösteriyordu. Ne doğum ki o coşkuyu, coşkulu anlatımla Süleyman Çelebi’nin mevlidinde (Vesiletü’n-Necat) görürüz. Sık sık okuruz ya da dinleriz o güzel anlatışı. O ana gideriz. O zamanda hissederiz kendimizi....

Çocukla Çocuk Olunur
Çocukla Çocuk Olunur

Rahmet peygamberi sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV), torunları Hasan ve Hüseyin’i kucağına alır, okşar, öper ve her zaman sevgisini gösterirdi. Hatta namaz kılarken torunları O’nun omuzlarına ve sırtına çıkardı. Onlar rahatsız olmasınlar diye belki oyunları bozulmasın diye torunları omuzlarından inene kadar secdeden başını kaldırmazdı. Biz ise namazda önünden geçti diye evde çocuğunu ve torunlarını; camilerde çocukları azarlayan hatta bazen döven insanlara şahit olduk geçmişte. Tabi bu davranışın temelinde her...

Bir Abdest Kaç Namaz?
Bir Abdest Kaç Namaz?

Malum. Küresel ısınma var. Dünyada iklim dengelerinin alt üst olmaya başladığı bir zaman dilimindeyiz. Kullanılabilen su kaynakları azalıyor. Suyu bulmak ve suya ulaşmak gittikçe zorlaşıyor. Canlılar için öneminden bahsetmeye gerek olmayacak derecede bir ihtiyaç su. Gelecekte su savaşlarının yaşanabileceği yönünde fikir yürüten insanlar var. Gidişata bakılırsa hiç de hafife alınacak bir düşünce değil.             Her neyse. “Eden bulur” diye bir deyim var dilimizde. Yaşananlar insanların iyi veya kötü ortaya...

Ansızın Gelir
Ansızın Gelir

Bu yazı daha çok duygulara hitap eder. Bu yazıyı kaleme alırken aldığım bir haber beni duygulandırdı.     Bazen aldığımız bir haber biz çok çok etkiler. Hele bir de bu haber ölüm haberiyse...     Ne zaman bir ölüm haberi alsam irkilirim, ürperirim, sarsılırım. Nedendir onu da bilmiyorum. Kuşkusuz ölümden korkma da değildir bunun sebebi. Ama sanki sevgili peygamberimizin,"Lezzetleri kesip acıllaştıran ölümü çokça hatırlayın" sözü bunu açıklar. Evet o kadar acıdır ki ölüm...

Şehit Olmak
Şehit Olmak

“Bu yazı kendini tarihe veren aziz şehitlerimize ithaf olunur.” Bu satırların yazarı olarak canlarını seve seve feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle anıyor, Yüce Allah’tan sonsuz rahmet diliyor, gazilerimize de sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir hayat diliyorum. … Daha altı yedi yaşlarındaydım. Rahmetli dedem anlatırdı babasının seferberlikten dönmediğini, onu hiç tanımadığını. O zaman anlayamazdım tabi ne olduğunu bu seferberlik denilen şeyin. Ortaokul yıllarında anladım ve kavradım gerçekten seferberliğin ne demek...